Göz Görünce Bir Kez Geriye Ne kalır? Kasım 29, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.1 comment so far
Bütün aşk hikâyelerinin en unutulmaz ve heyecan verici sahnesi, sevenin sevgiliye ilk baktığı andır şüphesiz. Daha doğrusu, onun yüzünü ilk gördüğü vakit. Âşıktaki içsel değişimin başladığı an, gözün sevgiliye ilk takıldığı saniye dilimidir ve âşığın bütün biyografisi, bu ‘‘ilk bakışın öncesi ve sonrası’’ndan ibarettir. Bir ilk bakış, kaderin kazaya dönüştüğü en kutlu demi yüklenmiştir.
İlk bakış, ancak yüz aynasına çarparsa aşka dönüşür. Çünkü sevgilinin başka hiçbir uzvu, hiçbir güzelliği onun yüzü kadar aşka kapı aralayamamaktadır. Nitekim bu mesnevîlerde âşık maşukunu ya bir resimde seyreder, ya rüyasında görür ya da birinden methini işitip sevmeye başlar. Ancak, sevginin aşka dönüştüğü an, sevenin sevgili yüzünü göz ile gördüğü andır. Çünkü bu noktada bilgi ve bilinç devreye girer. Meselâ Veys ü Râmin hikâyesinde Râmin, Veys’in yüzünü ilk gördüğü anda at üzerindedir ve kalbine bir ok saplanmış savaşçılar gibi atından yere düşer. Hüsrev, Şirin’i gölde yıkanmış, saçını tararken gördüğünde, onun yüzü saçları arasında gizli ve Hüsrev’e sırtı dönüktür. Şirin’in, kendisini seyreden şehzadeden haberi de yoktur. Fakat ansızın önemli bir şey olur ve Şirin saçlarını yana atar. İşte Hüsrev için dolunayın geceden çıkması yahut okun yaydan fırlaması bu anda gerçekleşir. Kays da mektebe varıp çocuklar arasına oturduğunda Leylâ sınıftadır ama ne zaman ki yüzünü görür, kılıç kınından sıyrılmış olur.
Sevgilinin yüzü mü; aşk yangınını alevlendiren ilk kıvılcımdır.
Âşığın kalbi mi, ilk bakıştan sonra suda titreyen bir mehtap.
Göz… Savaşı başlatan haberci.
Bakış… Elde olmayan kader; ilâhî kaza.
Ve aşk… Kalp ile göz arasında kutlu bir hadise.
Çoook sonraları kalp göze diyecektir ki, ‘‘Beni bu onulmaz derde iten sensin. Safayı sen sürdün, acıyı ben çektim. Nimet senin, zahmet benim oldu. Sen sevinirken, kaygılanan ben oldum. Bakışlarını arttırdıkça sen, dertlerimi çoğalttın benim. Zafere eren sen, hezimete uğrayan ben. Sen emirlerine itaat edilen hükümdar oldun, ben senin peşinde koşan tebaan. Sen emîr, ben esir. Melik iken memlük (kul) ettin beni.’’ Sonra devam eder:
-Ey göz! Sen ikisin, ben birim. İki kişinin bir ferde saldırıp onu öldürmesi zulüm değil de nedir?!.. Şimdi ağla o hâlde; ettiğin zulmün cezasını çek bakalım!..
Göz buna karşılık ayet-i kerime ile cevap verir:
‘‘Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur’’ (Hacc, 46).
Ebu Hureyre der ki: ‘‘Kalp bir kral ise, organlar emrine amade askerler gibidir. Kral iyi davranış içinde olursa, askerler de ona uyar. O fenalık yaparsa, emrindeki askerler de fena davranır.’’ Göz der: ‘‘O hâlde ey kalp, kendini de beni de helâka sürükleyen sensin. Seni perişan eden yegâne şey, Allah’ın sevgisinden, zikrinden ve emrettiklerinden uzak kalmandır. Sen başkasının sevgisini O’nun sevgisine tercih ediyorsun ve aşkın yükünü bana yüklüyorsun. Şimdi ağlayan benim, yanan sen. Ne sen beni kurtarabilirsin, ne ben seni söndürebilirim. Ben su serptikçe senin alevin artacak, sendeki ateş arttıkça ben daha çok yaş akıtacağım. Yoksa ‘Hayırlı olanı şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz?’ (Bakara, 61).’’
Yedi Askı’nın şairlerinden biri şöyle soruyor:
‘‘Şaşkın vaziyetteyim; nefsimi mi azarlayayım, arzulu gözümü mü, yoksa kalbimi mi?’’
>>Gözgü
İskender Pala
Kalb ile görebilmek Kasım 27, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.add a comment
Sevdiğim kim kurtarır zincir-i zülfünden beni
Görmemek yeğdir görüp divâne olmaktan seni
- Fuzuli -
Gerçek sevginin kaynağı nedir? Kasım 27, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.add a comment
Birbirlerine kırılan iki arkadaştan biri, uzun bir aradan sonra diğerinin kapısını çalar. “Kim o?” diye seslenir içerdeki. “Benim” der kapıyı çalan. “Burada ikimize birlikte yer yok!” diye cevap verir öbürü. Aradan uzunca bir zaman geçer… Yeni bir umutla tekrar çalar sevdiği arkadaşının kapısını. “Kim o?” diye sorar yine içerdeki. “Sen’im!” der bu sefer. Ve kapı sonuna kadar aralanır. Hz. Mevlânâ da;
“Birisinin kalbinde taht kurmak, sevgisini kazanmak istiyorsanız, öylesine sevmelisiniz ki, benliğinizi bırakıp âdeta ‘o’ olmalısınız” diye anlatır hakiki muhabbeti
Hal-i ruhsarım Kasım 19, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.1 comment so far
Bir mucize-i gizem ömrü sefadan geçen
Bir gece-i matem yüreğimden uçup giden
Sine-i harabım bir gül demeti
Sor ki
Bu canı hiç sevmedi mi
hal-i ruhsarım perişan gibi…
Hüsn ü Aşk Kasım 19, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.4 comments

Masal anlatımının etkili olduğu hikâye, Arabistan’da Benî Mahabbet (Sevgioğulları) adlı hayalî bir kabile içinde geçer.
Hayatları ızdırap; gönülleri sevgiyle dolu olan bu kabilede olağanüstü tabiat olaylarının yaşandığı bir gecede iki çocuk doğar. Kıza Hüsn, erkeğe de Aşk adını koyarlar. Hüsn’ün beşiğini Kader sallar. Aşk ise ağlayarak büyümektedir. Büyüyünce Mekteb-i Edeb’te (Terbiye Okulu) Molla-yı Cünûn’dan (Çılgınlık hocası) yalnızca aşk ve sevgi üzerine dersler okurlar. Bu dönemde Nüzhetgâh’ı (mânâ mesiresi) dolanıp Feyz (Bereket) havuzunda kendi güzelliklerini seyrederler. Bir ara yanlarına kabilenin en kalender kabadayısı olan Hayret (Kendinden geçiş) gelir. Hüsn ondan çekinip evine kapanır. Sühan (Söz), ikisinin mektuplaşmalarını sağlar. Hüsn’e İsmet (Masumluk) dadılık eder. Aşk’ın lalası ise Gayret’tir. (Çalışıp çabalama)
Aşk, ayrılığa dayanamayıp kabile ulularından Hüsn’ü ister. Onlar da Kalb (Gönül) Ülkesindeki Kimyâ’yı (İksir, tılsım) elde etmesini şart koşarlar. Aşk, lalası Gayret ile birlikte yola çıkar. Bu yok tıpkı masallardaki gibi tehlikelerle doludur. Sühan’ın yardımıyla karşılaştıkları bütün tehlikelerden kurtulurlar. İlk adımda bir kuyuya (çile) düşerler. Buradan kurtulup Harâbe-i Gam’da (Gam Harabesi, dünya nimetlerine karşı nefsi öldürüş) yürürler. Oradaki cadı (şehvani istek) elinden kurtulup Kalp şehrinin bulunduğu Çin diyarına ulaşırlar. Çin’de Aşk’ın karşısına, Hüsn’e çok benzeyen Hoşrübâ adlı bir kız çıkar. Dostlukları artınca birlikte Zâtüssuver (Görüntü yurdu) kalesine girerler. Burası dünyanın temsîlidir. Bir zaman sonra Aşk buradan kurtulmak ister. Gayret’in öğütleri sonucu Aşkar adlı atına biner. Aşkar bir anda bin yıllık yol aştığı halde bir türlü kalenin dışına çıkamaz. İmdada Sühan yetişir.
Yolculuğunun son durağı Kalp kalesidir. Burası, çekilen bütün sıkıntıları unutturacak kadar güzeldir. Aşk burada harikûlade bir resim görür, ve sevgilisi Hüsn’e kavuşur. Anlar ki Hüsn aslında kendi içindedir. Sonuçta Aşk Hüsn olmuştur; Hüsn de Aşk.
>>Şeyh Galip’in tasavvufi-alegorik mesnevîsi (yazılışı 1782).
Ağlamaktan Korkma Gözüm! Kasım 18, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.1 comment so far
Bir gözyaşı, gül mevsiminde güle karşı akarsa aşk olur adı; sevgiyi damıtır en derin yerinden. Suçlardan sonra tenha gecelerde akarsa tevbedir tadı; gönülleri arıtır en kara kirinden. Madem ki gözyaşı bir kutlu demdir, elbette bir erdemdir.
Bir gözyaşı, bir cevherdir ateşten kaynayan ve alev gibi yanan. Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur. Bir ateş düşünün, dumanı âh ile çıkar da külleri göz yaşına karışır ya…Hayat bir mum alegorisidir hani, mumun başındaki yanış gözde yaş olur da gözyaşı alevle barışır ya…Alev can ipliğini yakınca, acıdır ki, bedenini eritir de mumun, su ile alev birbiriyle yarışır ya… Aşıka göre cennet olur cinnet ve kendi gözyaşında boğulur akıbet…
Gözyaşıdır ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar. Arıtır ve eritir; temizler ve gizler…Fazilettir, diyettir…Bu yüzden denilir ki gözyaşı yiğitler kârıdır ve civanmertler vakarıdır.
Tohumu eken bilir, Göz yaşın döken bilir, Gül kadrin diken değil, Çileyi çeken bilir, Ve ey gözyaşım,
Bulutuna sadık yağmurlar gibi gel, ve kadim bir dostu uğurlar gibi git… Bir atımlık mesafede yalnızlığın kurşunlanan coşkusuyla gel, geleceği savaşa mecbur annelerin korkusuyla git…Geceyi içine döken tomurcukların yeşiliyle gel; goncayı açılsın diye bekleyen bülbülün diliyle git…Bülbüller konan dallarda yaprak gibi gel, ve derinlerde bendini yıkan bir ırmak gibi git. Yalınkalem savaşlara meftun acılarla gel, pişmanlık dolu yüreklerden sancılarla git…
Ve ağlamaktan korkma gözüm!…
……………………………………………………………………………………………………
alinti >>iskender pala’dan
Herseyin hayırlısı Kasım 16, 2006
Posted by ayhan ozturk in din, hayata dair.1 comment so far
Allahım, gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle,
Hakkımda hayırlı olana gönlümü razı eyle.
-amin-
Gel zaman git zaman Kasım 16, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.add a comment
Kays anlamıştı,dünyanın bir gam yurdu olduğunu. Anlamıştı daha ilk günden,buraya dert ve üzüntü çekmeye gelindiğini. Anlamıştı insanlara “gönül”verildiğini ve ezelde aşkın yaratıldığını. Anlamıştı güzeli ve güzelliği.Anlamıştı ilahi sırrı,insanın bir ayna olduğunu ve Yaradan’ın onda kendisini temaşa ettiğini. Eksikliğini anlamıştı. Aynaya aksetmeyen görüntüyü arıyordu. Öteki yarısı yok gibiydi. Kendisini tamamlayacak güzeli arıyordu ve öteki yarısını aramanın niceliğini anlamıştı. O alalade bir çocuk değildi. O bir sevda çekirdeğiydi. Onda kainatın en büyük aşklarından biri yüklüydü. Anladığı da oydu zaten. Bu sebeple ağlıyordu. Onun için ağlıyordu!O’nun için ağlıyordu!!O’nu arayıp bulmaya vasıta olacak öteki yarısı için ağlıyordu.
Doğmuştu öteki yarısı ,aynı gecede .Kimseler bilmiyordu bunu ,bilemiyordu.. Bilemezdi de. Amiroğulları’nın bir başka beyi Mehdi b.sa’d’ın çadırında doğmuştu Leyla..
Leyla “geceye dair,gece gözlü ,gece saçlı “demekti.Sonradan gece bahtlı da olacaktı. Kays’ın çığlıkları ,işte bu gece renkli güzel için idi. “Güzel” ne kelime !… (dahası…)
Saklasamda, belli etsemde… Kasım 14, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.1 comment so far
Ey nihâl-i işve bir nev-res fidânımsın benim
Gördüğüm günden beri hâtır-nişânımsın benim
Ben ne hâcet kim diyem rûh-ı revânımsın benim
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim
Derd-i aşkın ben senin beyhûde izhâr eylemem
Lâf edip âh u enini kendime kâr eylemem
Hasılı âlem bilir bu sırrı inkâr eylemem
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim
Ey gül-i bâğ-ı vefâ mâlûmun olsun bu senin
Hâr-ı cevr ile sakın terkeylemem pîrâhenin
Ölme var ayrılma yokdur öyle tutdum dâmenin
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim
Gâhî ikrâr eyleyip gâhî dönüp inkârdan
Aksîni seyreylerim âyînede dîvârdan
Gerçi bu sûretle pinhân eylerim ağyârdan
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim
Beste kıldım saz-ı efkârı o zülf-i sünbüle
Oldu Gâlib perde-i âhım mûhâyyer sünbüle
Her çi bâd-a-bâd bağlandım hevâ-yı kâküle
Gizlesem de âşikâr etsem de cânımsın benim
Şeyh Gâlib
Daralan zamanlardaki yukselen nefes Kasım 12, 2006
Posted by ayhan ozturk in günlüklerim.add a comment
Karanligini bir ortu misali uzerine serer gece.Ve bilinir ki o gecelerin ortulu siyah semalarinda ayagindaki agir zincirleri cozen kayip zamanin cocuklari anlik da olsa siyrilir gider bu toz-toprak ulkesinden.Tum dertlerini bu kurede birakir ve semalarla beraber semaya kalkarlar kendi guclerince.Ama bu bilinen guclerden askin ve taskin bir halin gucudur. Nefislerin ” guc bende artik” seslenislerinin aksine, nefeslerin “guc Sendedir” edasiyla yankilanir afak-alem. Galaksilerden atom alti parcaciklarina kadar tum ortalik bu nidayla ortaligi inletir.Ama hisseden gonule , urperen kalbe vede dokulen gozyaslarina aksettirir sesini.
Aksi-seda olup yankilanan aslinda ten kafesinden anlik ruyalarla kurtulanlardir. Hasretin sonu gelmeden asmistir zamanlari ve baslamistir baska boyutta,buudda yasamaya. Ask olmustur yayilmistir her yere ,kalmamistir belirli zamanlarda ve takilmamistir bilinen mekanlardaHepsi de olup biterken aslinda bilir ki gordugu ruya icindeki bir kucuk ruyadir vede asil hakim olan kendisi degildir .Gucu verir asil verilmesi gerekli Olana.Ve Sultana Sultanlik fakire de fakirlik yakisir der, fakirligini oynamaya koyulur istiyakla. Cunku bilir ki kendini bilen bilinmesi gerekli olani bilmeye yaklasmistir.Ve kapidaki dilenci misali yalvarir durur .Ama bunu yaparken orada sadik bir durus, askla bekleyis ve gozyasiyla seslenis sarttir .Bunlardir belkide kendi pasli kapisinin kilidini cozecek olanlar.Ve yine bunlardir gucune guc katacak olanlar.
Kapinin ardina kadar acilacagi umidiyle dua eder ,beklerVe bilir ki duanin gerceklesmesi demek olan mucize dua edebilmenin ta kendisidir.

