Sana Bana Vatanıma Ülkemin İnsanlarına Dair Aralık 28, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.2 comments
“Telgrafın tellerini kurşunlamalı’’
Öyle değildi bu türkü bilirim
Bir de içime
Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen
Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek
Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen
Haberler bilirim mektuplar bilirim.
Gamdan dağlar kurmalıyım
Kayaları kelimeler olan
Kırk ikindi saymalıyım
Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma
Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından
Baştan ayağa ıslanmalıyım
Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım. (dahası…)
Yana Yakıla Kalbim Aralık 23, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.2 comments
Âh mine’l aşk-ı ve hâlâtihi
Ahraka kalbî bi-harârâtihî
![]()
Ah, aşkın elinden ve onun hallerinden; ateşiyle kalbimi yaktı yandırdı…
-Şeyh Gâlib-
Sende Alev, Bende Mecnun Sevdası… Aralık 22, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.2 comments
..Ya sen, a pervane!
Bilirim ki sen tastamam âşıksın; hatta belki âşıksın.
Sevgilini bir kerecik görmeye can verirsin:
bir vuslata iki cihan verirsin.
Sen ki mumun başındaki yalıma âşıksın
ve onu kucaklamak için
her daim uğraşırsın.
Senin kavuşman bir yok olmadır.
Müşkül olan da bunu biliyor oluşun…
Sen bir ışığa canını saçarsın; ben candan gamdan ışığını isterim.
Öyleyse de bana, aynı değil miyiz seninle geceler boyu?
Ta seherlere dek birlikte yanmaz mıyız?
Sende alev, bende Mecnun sevdası.
Mecnunun Leyla’ya Karşı Olan Gerçek Sevgisine Dair Aralık 12, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.2 comments
Birisi Mecnun’a dedi ki:
Ey iyi huylu, irfan sahibi Mecnun! Neden artık Leyla’nın obasına gelmiyorsun? Artık sende Leyla’ya karşı olan aşkından eser kalmadı mı yoksa! Fikrin değişti mi? Leyla’ya isteğin mi kalmadı?
Mecnun bu sözleri işitince ağlayarak dedi ki:
Efendi! Benimle uğraşma. Benim derdim bana yeter. Bir de sen yarama tuz ekme. Birçok defa ayrılık zaruri olur. Ayrılığa katlanmak ve sabırlı olmak aşkın azaldığına, sevdanın geçtiğine delalet etmez ki…
Adam bu sefer de:
Ey vefalı ve temiz ahlaklı Mecnun! Ben Leyla’nın bulunduğu taraflara gidiyorum. Bir haber göndereceksen söyle de ben söyleyeyim.
Mecnun ona şu cevabi vermiş:
Leyla’nın yanında benden bahsetme ve benim adımı anma. Onun bulunduğu yerde benim bahis konusu olmam manasız olur. Çünkü ben onun varlığı ile varım. Ondan ayrı benim bir varlığım yoktur.
>>Gülistan, Sadi Şirazi
Sanma Ey Mecnun…. Aralık 10, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.2 comments
… Leyla, “leyl” kelimesinden türemiştir ve leyl’ de “gece” demektir. Arabesk şarkıların “ya leyl, ya leyl…” diye uzayıp giden terennümleri hep o çöl gecelerinin ılık hüznünü içerdiği için liriktir. Leyla adı, genellikle kara gözlü, kara saçlı, kara kaşlı kız çocuklarına verilen bir addır. Mecnun’un Leyla’sı da böyle bir kız imiş; hatta bunlara ek olarak onun bahtı da kara çıkmıştır. Gece karanlığı ile Leyla arasındaki bu bütünlük, aşıkın bütün gecelerini aydınlatan bir nur olur ve hayallerinin kırkıncı kapısından girdikten sonra zifiri karanlıklar aşk ile nurlanır. Böylece şairin “…gece Leyla’da akşamlar” ifadesi bir kez daha güzelleşir ve her üçü de karanlıkla ilgili olan bu kelimeler (gece, Leyla, akşam) aşıkın kararan alın yazısını, kara bahtını ve işinin zor olduğunu temsil eder. İşte bu yüzdendir ki şair beytine ikinci bir anlam yükleyerek gözümüzün önündeki perdeyi kaldırır ve aşıka bit öğütte bulunur. Biz de onun öğüdüne uyarak beyitteki “uzakdur (uzaktır)” kelimesinin başına bir virgül koyarak “uzak dur” şeklinde okuyalım.
*
Sakın sen kuy-ı canandan ,uzak dur
Sanma ey Mecnun
Seher yola giren aşık gece Leyla’da akşamlar
*
Şimdi beyitin anlamı şöyle oluyor:
Ey Mecnun!
Aman ha, sevgilinin mahallesinden sakın ve oradan uzak dur(gönlünü oraya kaptırma)!.. Seher vakti yola giren aşıkın gece hemen Leyla’ya kavuşacağını sanma. (O mahalleye erişmek,öyle kolay işlerden değildir;insanın dünyasını karartır).
Şair haklı mı ; ne dersiniz?!..
>> İskender Pala’ dan
..gözde değil özde gizlidir Aralık 10, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat, hayata dair.add a comment
Mumun Pervane ile Konuşması Aralık 8, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.6 comments
…..Çok iyi hatırlıyorum. Bir gece uyuyamadım. Gözüme uyku girmedi. Pervanenin, muma şu sözleri söylediğini işittim.
Ey sevgilim! Hadi ben aşığım, yansam da yeridir. Peki ya sen neden yanıyor, niçin ağlıyorsun?
Ey benim biçare aşığım! Benim yanmama, ağlamama sebep nedir bilir misin?
Benim tatlı balım vardı. Beni ondan ayırdılar. Şirin’im haksızlıkla elimden alindi. İste Ferhad gibi tepemden ateş çıkıyor. Gece meclisi aydınlatan ışığıma bakma. İçimi yakan ateşe bak.
Mum, hem bu sözleri söylüyor, hem de sararmış yanağından sel gibi gözyaşı dökülüyordu.
Mum, sözüne devamla pervaneye dedi ki:
Ey pervane! Ey aşk iddiacısı! Aşk, senin için değil. Seninki bir kuru iddiadan ibaret. Sende ne sabır var, ne metanet ve tahammül.
Sen azıcık bir ışık ve ateş gördün mü, hemen yanıyorsun. Ben ise tamamıyla yanıncaya kadar dikilip duruyor, dayanıyorum. Aşk ateşi senin yalnız kanadını, benim ise vücudumu, baştan aşağı yakar.
Sadi de mum gibidir. Dışı parlaktır, ama içi yanmıştır.
Artık gece bitiyor, sabah oluyordu. Peri yüzlü bir hizmetçi gelip mumu söndürdü.
Zavallı mum, dumanı tepesinden çıkarken:
Aşkın sonu budur işte, dedi ve can verdi.
Aşıklığın ne demek olmak istersen anlatayım: Ölmek suretiyle yanmaktan kurtulmak…
Sevgilisi eliyle öldürülen aşığın mezarına gidip de ağlama, bilakis sevinerek şöyle de:
Ne mutlu ona! Sevgilisinin makbulü olduğu için sevgili onu öldürmüştür.
Aşık isen bu dertten kurtulmaya çalışma: yalnız Sadi gibi garazsız, ivazsız aşık ol.
Aşık bir fedai demektir. Nasıl ki, bir fedai gayesine varmadıkça emeline erişmedikçe başına taş ve ok yağsa meydandan çekilmezse, aşık da öyledir.
Ben sana denize açılma demiyorum. Açılacak olursan tufana bile katlan, diyorum.
>>Gulistan – Sadi Sirazi
Aşk Davası Aralık 8, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.1 comment so far
Aşk, davaya benzer.
Cefa çekmek de şahide.
Şahidin yoksa davayı kazanamazsın!..
![]()
- Mevlana -
Akıl ile gönül Aralık 8, 2006
Posted by ayhan ozturk in hayata dair.add a comment
Bir “şey”dir gül. Gönül adamı da bakar ona, botanik bilgini de. Gördükleri büsbütün farklıdır birbirinden. Gittikleri yol da… Ama vardıkları nokta hep aynı olacaktır.
Gönül adamı kemal gözüyle bakar güle ve onda “ekmel-i mahlukât”ı görmek isterse görür. Botanik bilgini şüphe gözüyle bakar güle ve hakikatini; renginin, kokusunun kaynağını arar durmadan ve bir gün bulur da. Şüphesinin bittiği yer, onun da ekmel-i mahlukâtı gördüğü yer olur genellikle. Burada daha kazançlı olan botanik bilgini midir, yoksa gönül adamı mı?Gönül adamı bulunduğu noktada statiktir, durağandır; ama botanik bilgini çaba içindedir, enerji üretir. Elbette çaba ve üretim miskinlikten çok ötede bir kazançtır. Tersinden okuyalım: Gönül adamı bulmuştur. Bulmuşluğun bilgisiyle bilgelik kazanmıştır; ama bulduğuyla yetinmektedir. Botanik bilgini hiç durmadan sorar ve arar. Onun “Neden?”, “Nasıl?”, “Niçin?”leri karşısında gönül adamının “Daha!” “Dahası!.”, “Ötesi!”, “Mâverası!” gibi arzuları yoktur nedense. O büyük bir teslimiyet ve tevekkül ile kendini yinelemekte; ama yenilememektedir. Gönül adamı bir sistemin muhafızıdır.
Gönül adamı ile botanik bilgininin çatışmasından bütün bilim ve felsefe teorileri nasibini almış, tartışmalar, hakaretler ve küfürler medreseleri ve tekkeleri, akademileri ve kiliseleri doldurmuş, zahid ile rind; şarap ile riyazet, bilgi ile sezgi, madde ile manâ, yazı ile söz, kitap ile aşk birbirlerine gülümseyerek bakmamış yüzyıllarca. Oysa ne kadar da ihtiyaçları vardı birbirlerini anlamalarına ve ne kadar da muhtacız şimdi zıtları birleştirmeye. (dahası…)
Seyr-i Yıldız Aralık 2, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.add a comment
Şifa-yı vasl kadrin hecr ile bimar olandan sor
Zülal-i şevk zevkin teşne-i didar olandan sor
Lebin sırrın gelip güftara benden özgeden sorma
Bu pinhan nükteni bir vakıf-ı esrar olandan sor
Göz yaşlıların halin ne bilsin merdüm-i gafil
Kevakib seyrine şeb ta seher bidar olandan sor
Gamından şem’ tek yandım sabadan sorma ahvalim
Bu ahvali şeb-i hicran benimle yar olandan sor
Muhabbet lezzetinden bi-haberdir zahid-i gafil
Fuzuli aşk zevkin zevk-i aşkı var olandan sor
aciklamasi :
Kavuşmanın nice bir şifa olduğunu, ayrılık ile hasta olandan sor. Bir içim suya benzer tatlı dudağının lezzetini, yüzünü görmeye susayandan sor.
Konuşmak gibi bir lütufta bulunursan eğer, benden başkasına sorma dudağının sırrını. Bencileyin sırları bilen birisinden sor bu gizli nükteyi.
Gaflet uykusundaki göz, ne bilsin gözü yaşlıların halini? Yıldız seyrini gözyaşlarının yıldız gibi dökülüşlerğine yahut yıldızlara bakarak sevgiliyi düşünmeyi ancak sabaha kadar gözüne uyku girmeyenden sor.
Mum gibi yanıp tükendim aşkının derdinden. Artık seher yelinden sorma halimi benim. Ayrılık gecesinde sırdaşım olan mumdan ve pervaneden sor.
Ey Fuzuli! Ne bilsin sevgi cahili sofu, aşk lezzetini? Aşkın nasıl bir zevk olduğunu, aşk zevkini onu tadandan sormak gerek.
ayna Aralık 1, 2006
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.add a comment
“sana” dedi,
” en uygun armağan bir ayna olabilir yine de.
bir ayna ki baktığında kendi güzelliğini görebilesin.
ve nasıl yansıyorsa senin güzelliğin şu aynaya,
nasıl sen olmasan bir büyük boşluktan
başka bir şey düşmeyecekse şu aynaya.
işte öylece bilesin ki o en parlak ışığın
yansımasından başka birşey değildir senin de güzelliğin.
sen suretsin o asıl.sen fersin o mana.
sen bedensin o ruh.sen gurbetsin o yurt.
sen parçasın o bütün.sen gölgesin o ışık. “
böyle söyleyip de geldiği uzun yolları aşmak üzere geri dönerken bedevi,
yusuf baktı elindeki aynaya ve ” bildim ” dedi. ” her şey o’ndan,sen de o’ndan,ben de o’ndan!
bunu söylemek istiyorsun.ve ben bunu biliyorum. “
>>yusuf ile zuleyha – nazan bekiroglu

