jump to navigation

Ah aşkın elinden!… Şubat 14, 2007

Posted by ayhan ozturk in edebiyat, hayata dair.
trackback

 Ah aşkın elinden    

    

     Bir çoğalmadan ibarettir aşk, bir coşmadan, kabarmadan, büyümeden ibarettir. Devamlı artmayan bir duygunun aşk olması ne mümkün?

     Sözün var olduğu günden beri, en fazla sarf edildiği alan aşktır. Aşk üzerine söylenmiş sözlerin sınırı yoktur. Belki söylenmemiş söz de yoktur; ama her dönemde başka türlü söylenmekten dolayı çoğalan söz vardır. Söz nötr bir varlıktır, üst derecesi kelam, alt derecesi laftır. Sözün kelam derecesinde konusu aşktır. Söze en güzel manayı aşk verir. Bütün boyutlarıyla sözü aşkla söylediğiniz zaman sözün güzelliğini hissedersiniz. Bir cümleyi aşkla yazın; görün cümle ne kadar güzelleşir. Usulen yazılan cümleden muhatabın alacağı pek bir şey yoktur..

     Hayatin aşktan yoksun olduğu hiçbir zaman gösterilemez ki. Bitkinin hayati olsun, insanin hayati olsun, dünyanın hayati olsun, bütün hayatların her kademede aşka ihtiyaçları vardır..

     Aşkla bakmak; yürekle bakmak demektir. Göz sadece bir fonksiyonu yürütür; ama fonksiyonun içini dolduran, onu san’ata dönüştüren gönüldür. Biz gözümüzle bakarız; ama gören gönüldür. Gönlümüzde aşk varsa, gözün gördüğü güzeldir..

     “Yalnızca bir türlü aşk vardır; ama görüntüleri binlerce türlüdür” der bir bilge. Üç çeşidini söyleyelim: Aşk beşeridir; şakayla baslar, sorumluluk getirir. Gözden girer, gönülde yasar. Surete meyledenler ziyandadır. Aşk platoniktir; sohbetle baslar, zahmet getirir. Zihinden girer, gönülde yaşar. Siretini süslemeyenler yol şaşırır. Aşk İlahidir; imanla başlar, vahdete götürür. Gönülde doğar, gönülde yasar. Sırrı saklamayanlar, başını verir.

     Aşk, Allahu Teala’nın “Bilinmeyi istedim kainatı yarattım” buyurduğu noktada başlar. Ve oradan bir ırmak gibi birdenbire coşkuyla akar, binlerce yola ayrılır, binlerce ırmak oluşur. Bir bastan binlerce baş oluşur. Onun için bir türlü aşk vardır. Varlığımızı sürdürdüğümüz medeniyet birikiminin içinde aşkın bütün çeşitleri mevcut. Bugün dahi mevcut, biz hangi boyutunda yasıyorsak aşkın, o türlüsünü tadıyoruz demektir.

     Beşeri aşkın (mecazi aşkın) İlahi aşka dönüşmesi tabii bir seyir. Pek çok mutasavvıf İlahi aşk için beşeri aşkı ilk basamak olarak görür. Çünkü Allah güzeldir, güzelliği sever. Mevcudattaki o İlahi kudretin eserine bakarak ancak bir izden asıla gidebilir, görüntüden orijinale geçebilir manasında beşeri aşkı ilk basamak olarak görmüşlerdir ve atlamışlardır oradan.

     İşte; Leyla ile Mecnun. Leyla’nın bir beşer olarak aşkını Kays’in biriktirmesi… Kays içinde büyüyen o aşkla ileride bir eşikten atlayarak Leyla ile bütünleştirmesi… Buradan da ileri giderek başka boyutlara yol alması… Artık o Hallacın “enel hak” dediği noktadır, o Nesimi’nin cübbemin altında “Allah’tan gayrisi yoktur” dediği noktadır. Gerek baş verirsiniz gerek derinizi yüzerler. Sırları ifşa etmek noktasında aşk biter.

     Salt sırdır aşk. Aşk bir kişilik sırdır, iki kişiye müsaadesi yoktur. Zaten aşk tekildir. Sevilen hiçbir zaman aşkın içinde değildir. Aşkın içinde seven vardır o kadar. Sevilenin haberi bile olmayabilir aşktan, olması önemli de değildir üstelik. Aşk tekil olduğu için sırları da, kederleri de, acıları da, firkati de, hicranı da, gözyaşı da, ateşi de tekildir. Yani içinde bulunduğu ateş sadece bir kişiyi yakar, gözyaşı da bir kişiden akar, ayrılığı bir kişi çeker. Aşkı bunlar çoğaltır, aşkın “eksilmeyen fakat artan” özelliği ayni zamanda buradan beslenir. Gözyaşı aşkı artırır, hicran, hasret bu duygular aşkı devamlı büyütür, katmerler, yuvarlar bir çığ gibi. Yani aşk, acı çekmeyi bastan göze almayı gerektiriyor. Aşkın bir tarifi de acı ve bütün bu acılardan duyulan mutluluk. Onun ötesinde de insanin kabiliyeti. Aşk her gönülde ayni kıvamda varolamaz. Gönül medeniyetindeki gönüllerimiz aşkı değişik boyutlarda alacaktır, o zaman işin içine sırrı da girer. Yani benim sırrım benim kalbime sığacak olan kadardır, daha ötesini kaldıramaz. Sır, acı ve hasret varsa aşk vardır ve o aşk tekildir bir kişiyi ilgilendirir.

     Biz aşkı genel kabulümüzde “beşeri aşk” derken bir zaaf olarak algıladık “İlahi aşk”i da bir hedef olarak gördük. Beşeri aşkın ve İlahi aşkın ikisinin de ayni anda ve ayni bünyede tezahürü bir geçiş itibarıyla mümkündür.

     Ahsenü’l-Kasas buyurulmuş Yusuf Suresi’nde; aşkı anlattığı için bu sure. Mevlana “Zeliha o hale gelmişti ki…” diyor, “… çörekotundan öd ağacına kadar her şeyin adi Yusuf’tu onun için. Yusuf’un adini başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. Mum ateşte yumuşadı, dese; sevgili bize alıştı, yüz verdi, demiş olurdu. Bakin ay doğdu, dese; söğüt dalı yeşerdi, dese (…); başım ağrıyor, dese; başımın ağrısı geçti, iyiyim, dese hep ayrı manaları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi, birinden şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüz binlerce şeyin adini ansa, maksadı da Yusuf’tu onun, dileği de…”

     Hiçbir insan bir kadına aşık olmayı veyahut da bir kadının bir erkeğe aşık olmasını, “beşeri aşk” dediğimiz duyguyu yadsıyamaz, ayıplayamaz. Ne din, ne de yasalar yasaklamıştır aşkı; yürekler Allah’a aittir çünkü. Gönül ki Allah’ın evidir, aşkın her çeşidine itibar eder.
.
     Bütün milimetrekarelerinde ayni sevgili olmayan bir gönül aşkı bilir mi acep?!. Bir kuru yakınlaşmayı, ilgiyi, arzuyu aşk sanarak yaşanılan ömür adına va veyla ve va esefa!.. Bir Cemal’e kul, bir Ahmed’e köle, bir Leyla’ya deli ve bir ışığa pervane olmayanın aşkı mi vardır, ya akli mi vardır ki!.. Alem bir ask için yaratılmış ve “Aşk imiş her ne var alemde!…

“Muhabbetten Muhammed oldu hasıl

Muhammedisiz muhabbetten ne hasıl.”.

     Sevgi üzerine kullanılabilecek bütün mecazları üstüne alınmadır aşk. Aşk acıdır, hasrettir. Hicran ve hayrettir, firkat ve gurbettir. Gözyaşı ve ahtır; tazarru ve münacattır. Aşk ölümdür, can vermedir, kurban olmadır. Canların birbirinde kaynayıp erimesidir; canların can özünde yitirilmesi ve aranmamasıdır aşk. Parçalara böldükçe demiri, mıknatısı güçle bütün parçaların yine birbirlerini aramalarıdır. Arama gücünü yitiren, zayıflatan, küçülten parçalar bırakır; ancak birbirini kovalamayı. Tasın içinde saklı olan ateştir aşk; bir kıvılcım çakınca kuşatır bütün evreni. Atom çekirdeği etrafında saniyede iki bin kilometrelik hızla dönen elektronların karıdır bu. Kudretin ve İlahi san’atin özündeki cevherden beşeri estetiğe akıp gelen ilhamdır o. Bir şehre Ussak bir köye Asıklar adini vermektir. Aşk ki şiirde Su kasidesi, mimaride Selimiye, musikide Ferahfeza’dir. Aşk, haddehanelerden dökülen ateş, manaya gebe sözdür. Aşk, meşktir..

“Kim aşık olur da iffetini muhafaza eder, halini gizler ve bu yüzden ölürse şehit olarak vefat eder.” diyen bir hadis-i şerif rivayet ediliyor.

     Kalplerimizin incelmesi, yüreklerimizin güzellikleri tatması ve tanıması açısından her insanin aşka ihtiyacı vardır. Bunu yasaklayamazsınız. Fakat gizlilik esastır. Aşık olan insan aşkını herkese ilan edemez, bu ayıp bir şeydir. Çünkü sevgilinin adi onun için kutsaldır. Sevilen insanin eskiden beri adinin ulu orta söylenmesi aşık’ı incitir. Aşık olmak değil, aşkı söylemek ayıptır. Çünkü aşk bir sırdır dedik. Aşkı mutlaka kötü yorumlamamak lazımdır. Çünkü aşk olgunlaştırıcıdır. Gönlümüzle, Allah’ın işaretlerini görebilmemizi sağlayacak en önemli vasıtalardan birisidir aşk. Gönlü açmak ancak sevmekle olur. Aşktan kaçış ta yoktur, siz istediğiniz kadar yasaklayın o, kişiye bir gün gelir. Seyh Galib’in dediği gibi “Birden bire bu aşkı bu tuhfe bulanındır.” (Tuhfe:hediye)

     Önce beşeri aşkın rafine edilmesi lazım, İlahi aşka yükselmesi için. Bir insanin esine veyahut da bir başkasına beslediği aşk-i mecazi var. Daha sonra bu insan Aşk-i İlahi‘ye yükseliyor. Bu hal ailesine karşı olan aşkında bir düşme göstermeyecektir. İlahi aşkın içerisinde beşeri aşkın cüzleri zaten mevcuttur. İlahi aşka vasıl olmak bilakis beşeri aşkların temelini sağlamlaştırır. Denizin içinde damla vardır; ama deniz damladan ibaret değildir. Bugün aşkla ibadet edebilen bir insan, yarin ibadet eder gibi aşık olabilir. Bugünkü isini aşkla yapan da, ayni isi yarin aşk ile yapamayabilir.

     Aşk sayesinde insan ebedilik kazanır ve lamekan olur. Aşk bir hiçliktir tasavvuf neşvesinde. Fakat o hiçlikte kendinizi “hiç” hissettikçe var olursunuz ve hiçlik büyük bir varlığa sebep olur. Can verirsiniz; ama can verdikten sonra yaşamaya başlarsınız, kendinizi feda edersiniz feda olduktan sonra şöhret olursunuz..

“Güzelsiz olmazız amma oluruz etsiz ekmeksiz”..

     Beşeri boyutta aşkın mekanı ve zamanı çok kısıtlı, insanlar sadece birisinin gözlerini görebiliyor. “Küçüksu’da gördüm seni, gözlerinden bildim seni” gözlerinden başka bir yerinden de bilmesi mümkün değil zaten. Böyle bir kıyafet, böyle bir toplum yapısı, sokakta olmayan bir kadın. Beşeri aşkın sadece gözyaşı getirdiğini, sadece acı getirdiğini, dolayısıyla bizim şairlerimizin de “sevgili” diye hitap ettikleri insanların ancak kokularını duyabildikleri; saba yeli sevgilinin saçının kokusunu getirdiği zaman, acısının en fazla olduğu, yoldan geçecek diye günlerce yolda beklemek, bir haber gelecek diye bir süzgün bakışına, bir gamzeli bakışına muhatap olurum diye günlerce uykusuz kalmak. Bütün bunlar içerisinde beşeri ilişki ve birliktelik çok sınrlı. Bu sınırlılık aşkın bir gömlek daha yükselmesini sağlayabiliyor. İçinizde büyütüyorsunuz, hasretin çoğalması aşkın da çoğalması demek..

“Eyitti ol peri bir gün düşüne gireyim bir seb, Sevincimden nice yıllar geçiptir görmedim uyku” : O sevgili bir gün bana dedi ki hadi gönlün olsun rüyana gireceğim bir gece, bu sözü duyduğumdan sonra sevincimden nice yıllar geçiyor hala uyku uyuyamadım. Böyle bir tek söz, bazen bir çift göz ömür boyu süren bir aşkın merkezidir. Böyle bir toplumda o güzellikten, o sözden yola çıkan insan İlahi aşka gidebiliyor.

     Aşkın en büyük özelliği ruh terbiyesine müsait olması. Seven daima niyazda, sevilen daima nazda. Sonuçta insanin yaratılısındaki özü, mutlak suretle hissetmesini sağlayacak bir acı ve kederle kalbi yumuşatmak, mumları eritmektir. Kalp mumlaşıp mum da eriyince ister istemez bir yanış, “Hamdım, pistim, yandım” olur. Yanma son noktadadır. Artık çeşitli tecellileri kabul etmeye hazırız; hoşgörü, affetme, sabır ve hatta bütün ömrünüz boyunca ulaşacağınız duyguları kapsar. Bunu yapmadıkça, kalp çiğ kalır, ister istemez meseleleri de hazmetmek zor olur. Onun için ayrılık vardır, acı ve hasret vardır. Aşkta vuslat yoktur, vuslat olduğu an aşk yoktur. Vuslat aşkın düşmanıdır üstelik.

     Bugünün nişanlılıkları üç ay, evlilikleri iki-üç sene sürüyor. Çünkü aşk diye yaşanılan şeyler riyakarca yürütülen bir oyundan ibaret. Her iki taraf da gerçek yüzlerini gizliyorlar, karşı tarafa hoş gelecek geçici bir hale bürünüyorlar. Oğlan bir simit alıp gelesiye kadar, kız yeni bir sevgili bulabiliyor mu kendine, ona bakmak lazım. Bu kadar vazgeçilebilir duygulara aşk diyebiliyorlarsa onu sorgulasınlar.

     Aşk sorgulanmalıdır; bir ilgi midir, bir sevgi midir, bir tutku mudur. Anormalliktir; ama bu anormalliğe geçiş sürecinde bizim duygularımızı hangi derecede, hangi merhalede tuttuğumuza bağlı. Bir üstünlük, bir ayrıcalık vesilesi yani. Oysa bugün hepsine aşk diyoruz, hatta cinselliğe bile aşk deniyor, aşk yapmak aşk adına çok küçültücü bir şey üstelik. İnsanin bir ilgiyi aşk sanması; onun askıdır; fakat aşkın ancak bir nebzesidir. İçinde aşk yok değil mutlaka vardır; ama askın ne kadarıdır iste ona bakmak lazımdır. Mutlak aşktan herkes ancak nasibi kadarını alabilir.

     Bir şeyin aşk olabilmesi için tutkulu olması, patolojik olması, anormal olması gerekir. İştahla yemek yerken hatırlayıp sevileni, yemek boğazda düğümleniyorsa; derin uykularda görülen rüyadan sonra bir daha uyku girmiyorsa gözlere, sen bir mecliste adi anıldığında onun, inziva engin bir boyut kazanıyorsa, hamasi bir söylevin tam ortasındaki bir kelime, bir cümle ne dediğini bilmezleştiriyorsa insani, iste odur aşk. O ki, göz kapakları kapandığında karanlıkları son bulmuyorsa, ne cür’et aşktan söz edile!?.

     Eskiler “Ah mine’l-Aşk” yani “Ah aşkın elinden!…” demişler. Galiba biz de “Ah Bine’l-Aşk ” yani “Ah aşka ulaşmak!…” demeliyiz.

Yorumlar»

1. sehervakti - Şubat 14, 2007

Eskiler “Ah mine’l-Aşk” yani “Ah aşkın elinden!…” demişler. Galiba biz de “Ah Bine’l-Aşk ” yani “Ah aşka ulaşmak!…” demeliyiz.

Ne güzel kapanış böyle…

Eline ve yüreğine sağlık..

2. nur - Şubat 14, 2007

it’s just the date to publish such an excellent love article.;) Thanks a lot.Hope we all reach the TRUE LOVE and IT’S OWNER…May Allah(c.c.)put in our hearts the light of His love and His Beloved servants…

(i wrote this in English because after reading your article it was really hard to find the very words to express my feelings in Turkish it may be because I’m very busy with English classes nowadays :) )

3. ayhan ozturk - Şubat 14, 2007

@ sehervakti;

begendiginize sevindim..iskender pala beyefendinin kaleminden cikan bir yaziydi.gune bir nebze gercek anlamini katmasi amaciyla koydum yaziyi.umarim Ah bine’l ask kavramini yasayanlardan oluruz..selametle kalin..

4. ayhan ozturk - Şubat 14, 2007

@nur;

Thanks for your nice comment.As you said hopefully we all reach the True Love and His Beloved servants..

also, good luck in your eng classes :) peace be upon you..

5. leyl - Şubat 14, 2007

Çok geniş çerçeveli ve dersi içinde olan bir yazı.Ve bu yazıyı sitenize koymanızda olaya bakış açınızın ciddiyetini gösterir.Takdir ediyorum.

Hakiki Sevgiliye itafen,

Benim “SENİ” sevmem “SENİN” beni sevmenden ve benim herşeyi sevmem “SENİ” sevmemden.

Bana vereceğin en büyük ceza beni kendinden uzaklaştırmandır.Sen seviyorsunki ben sevebiliyorum.Eğer sevmesen ne olurdu halim?

6. ayhan ozturk - Şubat 14, 2007

tesekkurler tekrar leyl hanim. evet olaya boylesine ciddiyetle bakmamiz lazim diye dusunuyorum ama iste herkes de maalesef boylesine bakis yok.kimi bir oyun kimi bir macera olarak goruyor.Sevginin Gercek Sahibi insallah kalplere hidayet verir diyelim,Gercek Sevgi’ye de ulasmak duasiyla…

7. eymen - Şubat 14, 2007

yine tam isabet olmuş,can evimden vurdunuz..iskender bey in kalemine,sizin de yüreğinize sağlık..Allah razı olsun..Aşk-ı İlahi’ye ulaşabilmek duasıyla..
Allah’a emanet olun..

8. ayhan ozturk - Şubat 14, 2007

tesekkurler sayin eymen..can evinden vurulan yalniz siz degil bizleriz de ayni zamanda..hayattaki vurgunlari kitaplardaki vurgulara degistirme cabasi icerisindeyiz..Ask kavramini hakkiyla ogrenen ve yasayanlardan olmak duasiyla..selamlar

9. fatihiraz - Şubat 15, 2007

görülesi,okulası,istifade edilesi…

10. ayhan ozturk - Şubat 15, 2007

eyvallah azizim..

11. rukiye - Şubat 16, 2007

yüreğinize sağlık …yaşayan böyle güzel yüreklerin varlığını bilmek geleceğe dair umutlandırıyor bizleri…rabbim bizi”aşk kavramını hakkıyla öğrenen ve yaşayanlardan eylesin ‘amin…saygılar

12. ayhan ozturk - Şubat 17, 2007

rica ederiz..amin demekten baska soz aklima gelmiyo acikcasi..umutlarimizi her daim canli tutalim insallah.selamlar..

13. hacee - Şubat 19, 2007

gördüğüm her kula dostum dedim ama..

gerçekten çok hoş ,insanı farklı alemlere sürüklüyor, paylaşımınız için sağol

bu arada geçerken uğradım güzel bir blog :)

14. ayhan ozturk - Şubat 19, 2007

ziyaretinizden oturu memnun olduk sayin hacee…saglicakla kalin insallah..

15. hacee - Şubat 19, 2007

sağolun bende yeni yeni bişeyler yapmaya çalışıyorum
ama siz bayağı bi ilerlemişsiniz
hayırlara vesile olur inşallah..

16. ayhan ozturk - Şubat 20, 2007

amin..insallah..

yeni ama blogunuz favorilerim arasinda ;) saglicakla kalin..

17. Sevil - Şubat 26, 2007

super bir paylaşım elllerinize emeğinize sağlık…

18. atilla - Şubat 28, 2007

Eline sağlık. Gayet güzeldi Tebrik ederim. Ayrıca

19. hacee - Şubat 28, 2007

bu arada geç oldu ama ben bu yorumu yanlış başlık altına yapmışım :$

videonun oldğu kısma yaptığımı zannediyordum :S
selam ve dua ile

20. cemo baba - Mart 1, 2007

ÇOK SÜPER OLMUŞŞŞ BENDE ÇOK SEVDİM AMA KARSILIĞINI ALAMADIM ……. :(

21. ayhan ozturk - Mart 2, 2007

@sevil
@atilla
@cem

begenmenize sevimdim..ziyaretiniz icin tesekkurler :)

22. lamekan - Mart 4, 2007

fenafillah hak yolunda ilk adım aşk benim için bana bunu tattıran ve sürekli içimde hissettiren Allahıma şükürler olsun aşkım arttıkça daha çok mutlu oldum arttıkça daha çok şükrettim arttıkça dahada yaklaştım Hakka oysa aşık olduğum benden uzaktı belki hayatım boyunca bir daha göremeyecektim ama ondan uzak oldukça “O”na daha yakın oldum ben…
yazdıklarında kendimi buldum aşkı buldum yüreğinize sağlıkk

23. evren ergül - Mart 5, 2007

üstat öyle güsel yazılar bulup koyuyorsun ki siteye mest olmamak elde değil… teşekkür ederim öncelikle.. bizlere böyle bir sitede keyifli zaman geçirmemizi sağladığın için.. bazen yüzümüzde bir tebessüm bazen yüreğimizde hafiften de olsa hüzün çökmüyor değil sitene geldiğimizde… ellerine yüreğine sağlık böyle bir site hazırladığın için ve iskender pala’nın da yüreğine ve kalemine sağlık. gecenin bu vakti aldı götürürdü beni uzak diyarlara.. ah aşk elinden hangimiz çekmedik ki ama yine de kızmadık kızamadık. neden mi.. insan dünyada ki en güzel duyguya nasıl kızabilir ki… allaha emanet olasın ayhan kardeş…:)))

24. lamekan - Mart 6, 2007

valla bende siteye hayranım yazılan herşey harika resimler harika paylaşılan müzikler dersek muhteşem benim favorim bu site ama bir sorun var beni çok farklı dünyalara sürüklüyor zaten çok düşünüyorum birde yazılanlar üstüne düşününce zamanımın çoğu düşünmekle geçiyor

25. ayhan ozturk - Mart 19, 2007

@evren ergul ;
“bazen yüzümüzde bir tebessüm bazen yüreğimizde hafiften de olsa hüzün çökmüyor değil sitene geldiğimizde… demekki kendi ruh halimi az da olsa yansitabildigimi gosterdi bu cumleler.ilginiz icin cok tesekkurler,selamlar

@lamekan ,
ilginiz ve yorumlariniz icin cok sagolun..dualarinizi ve tefekkurlerinizi eksik etmeyin ..selametle ..
——————————————————-
bu arada kusura bakmayin yorumlariniza gec cevap verdigimden dolayi …hakkinizi helal edin ins..

26. çiğdem - Mart 26, 2007

çok teşekkürler. harika bi yazı. anlatılabilecek en güzel şekliyle anlatmış sayın İskender PALA. ayrıca size de teşekkürler.

27. hüsran - Mayıs 2, 2007

aşk dedikten sonra başka söze ne hacet…….ama aşk bu zamanda garip kaldı.insanlar saçma sapan duygularına bile aşk diyorlr artık.geçen senelerde bir ayakkabı reklamı görmüştüm.aynen şöyle diyordu:aşk aşağıda başlar. işte bu aşkın bu zamanda ne kadar garip kaldığının en iyi örneği sanırım.ne diyeyim ALLAH aşkın yardımcısı olsun.ALLAH aşkı kurtarsın karanlık kalplerin zulmünden.
eğer aşkdan bahsediyorsa birileri benden bahsediyordur. benden öte bir ben vardır,benden öte bir aşk vardır,aşkdan öte bir aşk vardır.her ne var alemde hepsi aşkdır gerisi vesairedir………….

28. sılaaa - Mayıs 16, 2007

sonunda bitti galiba görüyorum.içimde can cekişlerini duyuyorum.sözlerin çok acıtıyor ölüyorum.keske bastan söyleseydin gidiyorum nasılsa koymaz sana biliyorum.kalbime gömerim o zaman unutupta silerim o zaman . alt tarafı ask buda iste vazgecilmezmisin amaaan. sananeki ağlıyorsam deli gibi istiyorsam hala seni seviyorsam sanane anlamıyorsaaaan.

29. Bozok - Temmuz 17, 2007

okuduklarim beni mest etti tabiri caizse,ask`a dair ne varsa hepsi burda var,bizlerin bu zamanda encok ihtiyaci olan elzem ilac ask,insallah herkes mumkun oldugunca yararlanir,ben sitenize tesadufen buldumm ve hayran oldumm ve bana göre zamanimizin ask-i en iyi tarif eden ustad hoca sayin Iskender PALA nin yazilarina yer vermeniz cok guzel,umarim bu sayede hocamizida tanimayanlar sizin vesilenizle tanir,yaptiginiz bu guzel isten dolayi ALLAHcc.sizden razi olsun.Allah´a emanet olun