jump to navigation

Gerçek zamanla anlaşılırmış! Çok doğru! Kasım 9, 2006

Posted by ayhan ozturk in bilim.
add a comment

     grcklr.JPG

     Bizden 500 ışık yılı uzaktaki bir yıldızda bir gözlemci olsa ve aletlerini dünyamıza, hatta İstanbul’a çevirse, acaba kimi görürdü? Cevap, evrenimizin özellikleri ile tam olarak bağdaşan ve fakat akılları karıştıran şaşırtıcı bir gerçekle örtüşür: Gözlemci, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul surlarına doğru atını sürdüğünü görecekti. Bu görüntü bir hayal, video filmi veya fotoğraf değil, kelimenin tam anlamıyla “gerçek” olurdu! Ucu bucağı olmayan, içinde sonsuz ufukları, her biri birer mücevher tanesi gibi parıldayan yıldızları barındıran kâinatı hep birlikte dolaşmaya ne dersiniz?

     Varsayalım ki, hızlı bir uzay aracına bindik ve yerden saniyede 11 kilometre gibi öylesine bir hızla kalktık ki, bu hızı anlamak ve algılamak bile çok güç! Saniyede 11 km’lik bir hızın önemi şuradan kaynaklanıyor:Eğer bir uzay aracı ya da bir roket bu hızla yerden kalkıyorsa, artık bir daha dünyaya dönmeyecek demektir. Bu öyle yüksek bir hızdır ki, yerçekimi kuvvetinin etkisinden kurtulan araç, dünyanın ve Güneş sisteminin de ötesine geçerek, galaksi kümelerinin arasından süzüle süzüle yoluna devam edecektir.

     Bu hızla 40 saniyede Ankara–İstanbul uzaklığı biterdi. Bu hızla bir saatten biraz fazla bir zamanda Dünya çevresini dolanabilirdik. O kadar hızlı, o kadar hızlıyız ki; ben size geçtiğimiz uzaklıkları 10 misli büyüklükleri ile vereceğim. İlk 10 metrede göreceğimiz sadece evlerin çatılarıdır. 100 metre yukardan oturduğumuz yerin sokağını ve semtin bir bölümünü görür; 1000 metreye geldiğimizde de bazı vahşi kuşlarla selamlaşırız. (dahası…)

Hücrenin Dünyasına Yolculuk Ekim 7, 2006

Posted by ayhan ozturk in bilim.
add a comment

6850_1153417675.jpg

Akıllı Tasarım (AT) teorisinin ortaya çıkmasını sağlayan en önemli bilimsel buluş, canlı hücresinin yapısıdır. Ne Darwin ne de 1940′larda onun teorisini güncelleyen neo-Darwinistler, hücrenin yapısı hakkında kayda değer bir bilgiye sahiptiler. Bu nedenle, yaşamın fizik ve kimya kanunlarının bir ürünü olarak “kendiliğinden” kolayca ortaya çıkabileceğini, bir “tasarım” gerekmediğini varsaymışlardı.

Hücre, 20. yüzyılın ikinci yarısında açıldı. DNA’nın yapısı 1953′te çözüldü. Hücrenin içindeki “moleküler makinalar” 60′larda ve 70′lerde keşfedildi. Ortaya çıkan tablo, AT teorisinin öncülerinden sayılan Yeni Zelanda’lı moleküler biyolog Michael Denton’un ifadesiyle, “insanoğlunun sahip olduğu tüm teknolojik yapılardan daha ileri bir teknoloji”ydi.

AT teorisyenleri hücrenin söz konusu kompleksliğini sıkça dile getiriyorlar.Bu kompleksliği görebilmek için herhangi bir moleküler biyoloji kitabını okumak iyi bir başlangıç olabilir. Ancak “bir resim bin kelimeye bedeldir” ve resimden de daha iyisi hareketli görüntüdür. Bu sitede işte tam böylesi bir görüntü, harika bir bilgisayar animasyonu var. Bir hücrenin içindeki kompleks mekanizmalardan bazılarını gösteren bu 8 dakikalık film, gözle göremediğimiz dünyada neler yaşandığına dair iyi bir izlenim veriyor. Ve unutmayın, bu filmde gördüğünüz işlemlerin benzerleri, vücudunuzdaki trilyonlarca hücrede her saniye gerçekleşiyor.

( Mustafa Akyol’dan alintidir )