istese de istemese de… Mayıs 18, 2007
Posted by ayhan ozturk in hayata dair.5 comments
Önemli kararlar alması gerektiğinde ışığın savaşçısının eli ayağı titrer.
“Bunun altından kalkamazsın,” der bir akadaşı. “Haydi, cesaretini topla,” der bir başkası. Böylece iyice kararsız kalır savaşçı.
Kaygılar içinde birkaç gün geçirdikten sonra çadırının köşesine çekilir, genellikle oturup düşündüğü, dua ettiği yerdir burası. Kendi geleceğini görür. Kendi davranışının sonucunda kazançlı çıkacak ya da zarar görecek insanları görür. Hiç kimseye gereksiz acı çektirmek istemez, ama kendi yolundan ayrılmak da istemez. Savaşçı, alacağı kararı açıklar.”Evet” demesi gerekiyorsa, cesurca söyleyecektir. “Hayır” demesi gerekirse bunu da gözünü kırpmadan yapacaktır.
Paulo Coelho
gizli… Mayıs 10, 2007
Posted by ayhan ozturk in edebiyat, hayata dair, müzik.5 comments

“harâbât ehline hor bakma zâhid
virânelerde gizli hazineler var”
Kördüğüm gibi Mayıs 9, 2007
Posted by ayhan ozturk in din, hayata dair.11 comments

Hz.Aişe, Peygamberimizle yeni evlenmişti.Eşinin kendisini sevip sevmedigini merak etmekteydi,ya da kendisini ne kadar ve nasıl sevdigini…Hz.Aişe bu düşüncesini Peygamber Efendimizle konusmadan edemedi.
“Ey Allah’ın Resulü,beni seviyor musun?”
“evet,Ya Aişe tabi seviyorum!”
Aişe dahasını da merak ediyordu,acaba nasıl seviyordu?Hemen sordu:
“beni nasıl seviyorsun?”
Peygamberimiz sevgi şeklini tanımladı eşine;
“kördüğüm gibi.”
bu cevap Hz. Aişe’yi cok sevindirdi,çünkü kördügüm açılamazdı.Açılmayan, bitmeyen sırlı bir sevgi demekti.
Alacagı cevap onu çok mutlu ettigi için,Hz. Aişe sık sık sorardı:
“Ey Allah’in Resulü, kördüğüm ne alemde?”
Peygamberimiz,Hz.Aişe’yi memnun eden cevabı verirdi her defasında:
“ilk günkü gibi…”
ayna Mayıs 1, 2007
Posted by ayhan ozturk in hayata dair.8 comments

“Ne tuhaf,” der isigin savascisi, kendi kendine.
“Ilk firsatta en kotu niteliklerini gostermeye calisan pek cok insanla karsilastim. Icsel kuvvetlerini saldirganligin arkasina gizlerler; yalnizlik korkularini bagimsizlik havasi arkasina gizlerler. Kendi yeteneklerine inanmadiklari halde surekli olarak erdemleriyle boburlenirler.”
Savasci, bu mesajlari, karsilastigi pek cok erkegin ve kadinin yuzunde okur. Asla gorunuse aldanmaz ve insanlar onu etkilemeye calistiklarinda suskun kalir. Boyle durumlardan yararlanip kendi kusurlarini duzeltir, cunku baska insanlar bizim icin mukemmel aynadirlar.
Bir savasci, kendini egitmek icin her firsattan yararlanir.
Paulo Coelho
kırılsın zincirlerim… Nisan 27, 2007
Posted by ayhan ozturk in hayata dair.4 comments
Yaşımın ne önemi var sorsanız söyleyemem belki, yaşımın acısı değil ,ellerimdeki sızıdır beni yakan kavuran.. top koşturamıyo olsamda ,rengini unuttuğum gökyüzüne uçurtmalar salamıyorsam da, yüreğim avuçlarım da benim. ona gözlerimle anlatıyorum sevgiyi ki her ne kadar nefret ve kin kussada bedenim.. hissediyorum ama hissettiğim ne adını koyamıyorum ..ellerim acıyo olsa gerek, avuçlarımdaki yüreğim..! sormayın bana yaşımı yaşım kadar değilim ben ..kurşunlarla öğrendim saymasını, bir bir daha iki ettiğini ve ikiden sonra binlercesinin geldiğini..hala sayıyorum ne kurşunlar bitiyor ne de sayılar tükeniyor..ben hiç ihanet etmedim sevdiğime ya bu kelepçeler niye!Allahım kalbimin isyanı değil dilimin acizliği af senin şanındandır fikrimin zikrini affet..affet ki kırılsın zincirlerim ellerim yüzüme değsin……
Zeynep hanim
inner beauty Nisan 24, 2007
Posted by ayhan ozturk in hayata dair.8 comments

Güzelliği yüzünde taşıyanlar için güzellik her an yitirilebilecek bir değerdir. Oysa güzelliği içinde taşıyanlar için yitirme korkusu yoktur. Belki de güzellik her an artan bir değer olacaktır.
Güzellik yaşanarak çoğalır, aynaya bakarak değil.
Ali Göçer
Aşk duası Nisan 23, 2007
Posted by ayhan ozturk in din, hayata dair.11 comments
Rabbim..
Bir insan koy kalbime!
Ama o insan Senin de sevdiğin olsun.
Ve bana öyle bir insan sevdir ki,
O insanin kalbi Seninle yanan bir mabed olsun.
Beni öyle bir insanla buluştur ki
Benden önce,
Onunla buluşmuş olan Sen olasın.
Onunla el ele tutuştuğumuzda,
İkimizin elinin üzerinde Sen olasın…
Bana öyle gözler göster ki;
Ben o gözlerden Sana bakayım.
Bana öyle bir sevgili ver ki
O gözler,Cennete açılan iki pencere olsun.
Onunla öyle bir yolda yürüyelim ki;
Kılavuzumuz Sen olasın
Ey Rabbim..
Öyle bir sevgili verki bana,
Ona sarıldığımda kainat bize baksın.
Birbirine sarılsın.
Sevgimiz kurtla kuzuları barıştırsın
Bize bakıp şeytan Adem’e secde etsin.
Günah sevap uğruna kendini feda etsin.
Ölüler birer birer uyansın sevgimizle…
Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
Sevgimizde,Muhammed(S.A.V) sevilsin.
Öyle sevelimki birbirimizi.
Hz. Hatice göklerden bize seslensin,
Ve desin ki;
“Bak Ya Muhammed bak şu sevgililere onlar bizde… bizde onlardayız.
Bak Aşkımız birkez daha yaşanıyor yer yüzünde..
Allah Aşkımızı öyle çok seviyorki binlerce insana yaşatıyor..”
edeb Nisan 18, 2007
Posted by ayhan ozturk in hayata dair.8 comments
Osmanlı’da sadaka taşları varmış, ihtiyacı olan sadaka taşının üzerindeki keseden, yabancı elçilerin de şaşkın şehadetleriyle, sadece ihtiyacı kadarını alırmış. Aynı şey yolların üzerinde vakıflar tarafından kurulan konaklarda da uygulanır, yolcu eğer ihtiyacı varsa yatağının başucundaki keseden alabilirmiş. Binitine ücretsiz bakılır, ücretsiz üç gün yemek verilirmiş.
Eskiden “Kapıyı kapat!” denilmezmiş. Allah (c.c.) kimsenin kapısını kapatmasın diye düşünülürmüş. “Kapıyı ört, ya da sırla” denilirmiş. Kapının kapanmadan yavaşça örtülmesi edebdenmiş.
“Lambayı söndür” demezlermiş. Allah (c.c.) kimsenin ışığını söndürmesin, “Lambayı dinlerdir” derlermiş. Lamba yakılmaz, uyandırılırmış. Uyuyan birisi uyandırılmak için sarsılmaz veya adı ile çağırilmazmış. “Agah ol erenler” derlermiş. Nezaket, incelik, edeb her işin başı imiş de ondan… Ona eren uyanık olurmuş. İnsanların sözü kesilmez, işaret ve işmar edilmez, fısıltılar, gizli konuşmalar hoş karşılanmazmış.
Hanımlar “Efendi” derlermiş beylerine, “siz” derlermiş. Hanımefendiliklerini gösterirlermiş. Gezerken yere yumuşak basılır, ses çıkarmamaya çalışılırmış. Yerdeki haşerata basmamaya özen gösterdiği için, adı “Karınca basmaz Efendiye” çıkan insanlar varmış.
Kapıdan çıkarken arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edebmiş.Kapı eşiğindeki ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilirmiş. “Git bir daha gelme!” der gibi değil de, “gitsen de ayağının yönü buraya dönük olsun” der gibi dizilirmiş.
Canlı cansız her şeyin bir hatırı varmış. Bediüzzaman, kendisine arkadaşlık eden, vefa gösteren eski elbisesinden bir parçayı koparıp alırmış. Yumurtayı ucundan, çok az kırar, fazla kırmayı tahrip olarak düşünür, tahribin hiçbir türünü sevmezmiş.
Eskiler hayatı o kadar nurani, o kadar temiz, o kadar manâlı yaşarmış.
“Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler, Ölçülü uzaklıkta yakın beraberlikler.” diye tarif eder Üstad N. Fazıl bu hali…

Eskiler “Edeb Ya Hu!” derler, Onu görüyor gibi yaşamaya çalışırlarmış. O varken başkasına bakmaz, Onu unutmuş gibi hallere girmezlermiş. Ezel ve Ebed Sultanı’nın huzurunda nasıl hareket edilmesi gerekiyorsa öyle hareket etmek isterlermiş. “Bizi takip eden, her halimizi perdesiz, engelsiz gören, şu anda bizim durumumuza bakan Allah var!” der gibi, o mânâyı hatırlatmak İçin her yere “Edeb Ya Hu!” yazarlarmış. “Allah’ın huzurunda edeb” demekmiş bu… insan nerede olursa olsun Allah’ın huzurunda değil midir?
3 Hazine Nisan 4, 2007
Posted by ayhan ozturk in hayata dair.add a comment
Isigin savascisi, kendi kusurlarini bilir. Ama erdemlerini de bilir.
Arkadaslarindan bazilari, “Baska insanlarin eline bize oldugundan daha cok firsat geciyor” diyerek durmadan yakinirlar.
Belki de haklidirlar ama bir savasci bu yuzden tutulup kalmaz; erdemlerinden olabildigince yararlanmaya bakar.
Ceylanin gucunu, saglam bacaklarindan aldigini bilir. Martinin gucu, baligi sektirmeden avlamasinda yatar. Savasci, kaplanin sirtlandan korkmamasinin nedeninin kendi gucunun farkinda olmasindan kaynaklandigini bilir.
Savasci, gercekten guvenebilecegi seyi kurmaya bakar. Su uc seyin her zaman kendisiyle birlikte olmasina dikkat eder: INANC, UMUT ve SEVGI.
Bu uc seye sahipse, ilerlemekten korkmaz.
Paulo Coelho

Veni redemptor gentium Mart 28, 2007
Posted by ayhan ozturk in hayata dair, müzik.7 comments
“Come, redeemer of the earth…….”
Aşk ki Vardır, Gerisi Vesairedir… Mart 23, 2007
Posted by ayhan ozturk in edebiyat, hayata dair.10 comments
Eski âşıklar sevgili uğrana ölmeyi bir ideal, bir amaç bilirlermiş. Onlar, uğruna ölünecek sevgililer buldukları için bahtiyar idiler. Gün gelir, sevgililer de âşıklarını sever umudunu içlerinde durmadan büyütüyorlardı. Oysa aşk, iki kişi arasında asla eşitlenmeyen bir şeydi. Allah, âşığın uğraştığı sevgiyi maşuktan esirgemişti. Bunun içindir ki âşıklar, ya kendilerine verilen derdin aynısının sevgiliye de verilmesi ya da sevgilide ki vurdumduymazlığın aynısı ile kendilerine de ihsanda bulunması için yakarır dururlar. İsterler ki, Allah aşkı seven ile sevilen arasında eşit bölüştürülsün… Oysa aşk bu demek degildir. Seveni sevmek kolaydır; marifet o sevmediği zaman da onu sevebilmektir. Gerçek âşık bilir ki, kendi içindeki aşk ateşinin aynısı sevgilide de vardır ve gönülsüz de olsa, o da aşkı duyumsamaktadır. Ne var ki sevgili çok sabırlı, âşık da sabırsız olduğu için bu aşk yarası tek taraflı kanamaktadır. O acılar, o ayrılık ve hasret ateşleri âşığı yakıyorsa öte yandan da pişiriyor demektir… Âşık, ancak bu pişme sürecinde ham iken olduğun, çiğ iken kâmil olur. Çünkü aşk yolunda varılacak merhalelerin en yücesi, aşkın olgunluğu ile kendi dünyasını kurabilmektir. O mertebeye gelindikten sonra aşk uğrunda can vermek âşığa âsân gelir.
Amaç aşk uğruna ölmek değil, uğruna ölünecek aşkı bulmaktır. Bu aşk, cennet emelinden uzaklaşıp cemale erme hedefini gözetir. böyle bir aşka giriftar olduktan sonra geriye ne kalır ki!?.. Dünyayı elinin tersiyle itiver gitsin!.. Hani Fuzûlî’diyor ya:
Cennet için men eden âşıkları dîdârdan
Bilmemiş ki cenneti âşıkların dîdâr olur

Cennetten uzaklaştırdığı gerekçesiyle âşıkları sevgilinin diyarına (yüzüne) bakmaktan alıkoyan kişi bilmiyor ki âşıkların cenneti sevgilinin yüzüdür!..
İskender Pala-Divane Güzeller
uykudaki… Mart 2, 2007
Posted by ayhan ozturk in edebiyat, hayata dair.7 comments
Işığın savaşçısı, düşünden uyanmaktadır.
Şöyle düşünür: “Benim büyümemi sağlayan bu ışıkla nasıl baş edeceğimi
bilemiyorum.” Ancak ışık yol olmaz.
Savaşçı şöyle düşünür: “İçimden gelmese de bazı değişiklikler yapmam
gerek.”
Işık yok olmaz, çünkü ‘içinden gelmemek’ sözcükleri tuzaklarla doludur.
Sonra savaşçının gözleriyle yüreği bu ışığa alışır. Işık onu korkutmaz
olur ve sonunda savaşçı kendi Menkıbesini kabullenir, bu yaptığı, riske
girme anlamına gelse de.
Savaşçı, uzunca bir süredir uykudadır. Ağır ağır uyanması çok doğaldır.
…
