jump to navigation

Aynaların Önünden Ayna Olmaya Mayıs 6, 2007

Posted by ayhan ozturk in Tarih, din.
4 comments

221222896_2d9679d99a.jpg

     Adımlarıyla yangın çıkartan gencin, kömürden pencerelerinin önünden ne zaman geçeceğini merak ediyor Mekkeli kızlar. Asaletin, ince hattıyla resmettiği yüzünü ne zaman çerçeveleyeceğini sokaklarının. Kokusunu taşıyan rüzgârın bölüşülemediği pazarlarda fiyatlar yükselip duruyor hep. Hep alışverişe gitmeye hazırlanıyor Mus’ab. Hep alışverişten dönüyor. Sahip olduklarıyla sahip olmadıklarını satın alıyor hep. Üzerine titreyen zengin bir anne babaya sahip olmak, sahip olduğu şeyleri çoğaltıyor: Kervancılar en iyi kumaşlarını, en güzel kokularını, en nadir yemişlerini onun için taşıyorlar. Hadremut, onun ayaklarına bir çift ayakkabı yapabilmek için onlarca ceylanı çölden koparmaya hazır. Mus’ab’a yalnız ailesi değil kader de cömertliğini esirgemiyor: Güzel bir yüz, biçimli bir beden, gür ve kıvırcık saçlar, zekâ, akıl, hitabet ve bu harikulade harmanı koruyan soyluluk… Aklı, taşlara tanrı rolü verilmesini yadırgıyor. Taşlar yerli yerine oturunca da bir boşluk çıkıyor ortaya; neyle dolduracağını bilmediği. “Görün bana hakikat!”dese de her gün, hakikat komutla ortaya çıkmıyor. O günlerde “arayanlar”ın yolu ise mutlaka Erkam’ın Evi’ne çıkıyor. Zira Mekke’nin bu esrarengiz evi bir mücevher mahfazası gibi saklıyor hakikati.

     Kapıyı bir kölenin açması doğal, peki köleyle efendinin birbirlerine sarılıp ağlaşmaları! Eski bir köle Habbab bin el-Eret, yeni bir kul Mus’ab bin Umeyr! Çünkü açılan kapıdan girdi içeriye ve O’na götürüldü. Çünkü O’nun yüzünü gördü ve dudaklarındaki her kelimenin, hakikatin nadide parçaları olduğunu fark etti birden. Mus’ab hayatının en büyük alışverişini işte o gün gerçekleştirdi. Erkam’ın evinden çıkarken her şeyini bıraktı orada. Bütün elbiseleri eskimiş, bütün ayakkabıları (dahası…)

Derdi olan neylesin ? Kasım 3, 2006

Posted by ayhan ozturk in Tarih.
1 comment so far

   randimgjl6.jpg

 

     Celadet ve adalet timsali Yavuz Sultan Selim(rahmetullahi aleyh),Mısır seferinden sonra fethettiği beldede adalet ve otoriteyi tesis için,bir süre kalmak ister.Bunun için hazırlıklar yapılır ve padişahın otağ-ı hümayunu kurulur.Sultanın çadırını temizlemekle görevli kadınlardan biri,akşamları çadıra dönen Yavuz’u o gün ilk defa yakından görür ve o andan sonra onun sevgisiyle yanmaya başlar.Zamanla bu sevgi,bir sevda olur Mısırlı kadının yüreğinde.O,düştüğü derdin çaresizliğini bilir;fakat bununla birlikte çare aramaktan geri durmaz.
     

     Bir cuma günü Koca Yavuz çadırından çıktıktan sonra bir tanıdığına yazdırdığı kağıdı, sultanın yastığının yanına iliştirir.Kağıtta “derdi olan neylesin?”yazmaktadır.Sultan, gece istirahatına çekildiğinde yastığının yanında bulduğu kağıtta yazılı bu ümitsiz cümleye,bir karşılık yazıp yastığının altına bırakır.Kadıncağız sabah “acaba sultan cevap yazdı mı?” heyecanıyla-belki de biraz ümitle-yastığının altına bakar ve kağıdın arkasına bir şeyler yazılmış olduğunu görür.Sırdaşına okuttuğu bu notta “derdi olan söylesin!”yazmaktadır.Kadıncağız en azından derdini anlatabileceği düşüncesiyle biraz da olsa sevinir,ümitlenir bu cümleyle.Fakat padişahın celadeti onu korkutmaktadır.Koca Yavuz’a böyle bir şeyi söylemek kolay mıdır?!.. Bu defa kadın “korkuyorsa neylesin?”yazılı bir kağıdı bırakır sultanın yastığının altına ve ertesi günü sabırsızlıkla bekler.

 

     Ertesi sabah sultanın “HİÇ KORKMASIN,SÖYLESİN” yazısını okuyunca kadının ümidi biraz daha artmıştır.Hiç olmazsa kendini yakıp kavuran derdini söyleyecek,kabul görmese de,derdinden bir nebze olsun kurtulacaktır.Kadıncağız tüm cesaretini toplayarak akşam çadırın önünde sultanın gelmesini bekler.Birazdan Koca Yavuz,bütün haşmetiyle görünür;halinden,duruşundan kadının ona bir şeyler söylemek istediğini anlar “Söyle!” der kadına.Edeple el pençe duran kadın titremeye başlar ve dizlerinin bağı çözülür.Padişah gür sesiyle tekrar “Söyle!” diyince kadın,heyecandan sadece; “Efendim!” der ve gerisini getiremez;Koca Sultan’ın celadetinden duyduğu heyecanla yere yığılır ve ruhunu oracıkta Rabbi’ne teslim eder.Herkesi bir telaş ve heyecan sarsa da,gözler Koca Yavuz’dadır.Meseleyi günlerdir hisseden Yavuz’un bu tablo karşısında yüreği yanar,gözleri dolar ve şöyle der: “HAKİKİ AŞK ODUR Kİ,SEVDİĞİ UĞRUNA KALBİ DURSUN!”