gizli… Mayıs 10, 2007
Posted by ayhan ozturk in edebiyat, hayata dair, müzik.5 comments

“harâbât ehline hor bakma zâhid
virânelerde gizli hazineler var”
Kördüğüm gibi Mayıs 9, 2007
Posted by ayhan ozturk in din, hayata dair.11 comments

Hz.Aişe, Peygamberimizle yeni evlenmişti.Eşinin kendisini sevip sevmedigini merak etmekteydi,ya da kendisini ne kadar ve nasıl sevdigini…Hz.Aişe bu düşüncesini Peygamber Efendimizle konusmadan edemedi.
“Ey Allah’ın Resulü,beni seviyor musun?”
“evet,Ya Aişe tabi seviyorum!”
Aişe dahasını da merak ediyordu,acaba nasıl seviyordu?Hemen sordu:
“beni nasıl seviyorsun?”
Peygamberimiz sevgi şeklini tanımladı eşine;
“kördüğüm gibi.”
bu cevap Hz. Aişe’yi cok sevindirdi,çünkü kördügüm açılamazdı.Açılmayan, bitmeyen sırlı bir sevgi demekti.
Alacagı cevap onu çok mutlu ettigi için,Hz. Aişe sık sık sorardı:
“Ey Allah’in Resulü, kördüğüm ne alemde?”
Peygamberimiz,Hz.Aişe’yi memnun eden cevabı verirdi her defasında:
“ilk günkü gibi…”
Aynaların Önünden Ayna Olmaya Mayıs 6, 2007
Posted by ayhan ozturk in Tarih, din.4 comments

Adımlarıyla yangın çıkartan gencin, kömürden pencerelerinin önünden ne zaman geçeceğini merak ediyor Mekkeli kızlar. Asaletin, ince hattıyla resmettiği yüzünü ne zaman çerçeveleyeceğini sokaklarının. Kokusunu taşıyan rüzgârın bölüşülemediği pazarlarda fiyatlar yükselip duruyor hep. Hep alışverişe gitmeye hazırlanıyor Mus’ab. Hep alışverişten dönüyor. Sahip olduklarıyla sahip olmadıklarını satın alıyor hep. Üzerine titreyen zengin bir anne babaya sahip olmak, sahip olduğu şeyleri çoğaltıyor: Kervancılar en iyi kumaşlarını, en güzel kokularını, en nadir yemişlerini onun için taşıyorlar. Hadremut, onun ayaklarına bir çift ayakkabı yapabilmek için onlarca ceylanı çölden koparmaya hazır. Mus’ab’a yalnız ailesi değil kader de cömertliğini esirgemiyor: Güzel bir yüz, biçimli bir beden, gür ve kıvırcık saçlar, zekâ, akıl, hitabet ve bu harikulade harmanı koruyan soyluluk… Aklı, taşlara tanrı rolü verilmesini yadırgıyor. Taşlar yerli yerine oturunca da bir boşluk çıkıyor ortaya; neyle dolduracağını bilmediği. “Görün bana hakikat!”dese de her gün, hakikat komutla ortaya çıkmıyor. O günlerde “arayanlar”ın yolu ise mutlaka Erkam’ın Evi’ne çıkıyor. Zira Mekke’nin bu esrarengiz evi bir mücevher mahfazası gibi saklıyor hakikati.
Kapıyı bir kölenin açması doğal, peki köleyle efendinin birbirlerine sarılıp ağlaşmaları! Eski bir köle Habbab bin el-Eret, yeni bir kul Mus’ab bin Umeyr! Çünkü açılan kapıdan girdi içeriye ve O’na götürüldü. Çünkü O’nun yüzünü gördü ve dudaklarındaki her kelimenin, hakikatin nadide parçaları olduğunu fark etti birden. Mus’ab hayatının en büyük alışverişini işte o gün gerçekleştirdi. Erkam’ın evinden çıkarken her şeyini bıraktı orada. Bütün elbiseleri eskimiş, bütün ayakkabıları (dahası…)
ayna Mayıs 1, 2007
Posted by ayhan ozturk in hayata dair.8 comments

“Ne tuhaf,” der isigin savascisi, kendi kendine.
“Ilk firsatta en kotu niteliklerini gostermeye calisan pek cok insanla karsilastim. Icsel kuvvetlerini saldirganligin arkasina gizlerler; yalnizlik korkularini bagimsizlik havasi arkasina gizlerler. Kendi yeteneklerine inanmadiklari halde surekli olarak erdemleriyle boburlenirler.”
Savasci, bu mesajlari, karsilastigi pek cok erkegin ve kadinin yuzunde okur. Asla gorunuse aldanmaz ve insanlar onu etkilemeye calistiklarinda suskun kalir. Boyle durumlardan yararlanip kendi kusurlarini duzeltir, cunku baska insanlar bizim icin mukemmel aynadirlar.
Bir savasci, kendini egitmek icin her firsattan yararlanir.
Paulo Coelho
kırılsın zincirlerim… Nisan 27, 2007
Posted by ayhan ozturk in hayata dair.4 comments
Yaşımın ne önemi var sorsanız söyleyemem belki, yaşımın acısı değil ,ellerimdeki sızıdır beni yakan kavuran.. top koşturamıyo olsamda ,rengini unuttuğum gökyüzüne uçurtmalar salamıyorsam da, yüreğim avuçlarım da benim. ona gözlerimle anlatıyorum sevgiyi ki her ne kadar nefret ve kin kussada bedenim.. hissediyorum ama hissettiğim ne adını koyamıyorum ..ellerim acıyo olsa gerek, avuçlarımdaki yüreğim..! sormayın bana yaşımı yaşım kadar değilim ben ..kurşunlarla öğrendim saymasını, bir bir daha iki ettiğini ve ikiden sonra binlercesinin geldiğini..hala sayıyorum ne kurşunlar bitiyor ne de sayılar tükeniyor..ben hiç ihanet etmedim sevdiğime ya bu kelepçeler niye!Allahım kalbimin isyanı değil dilimin acizliği af senin şanındandır fikrimin zikrini affet..affet ki kırılsın zincirlerim ellerim yüzüme değsin……
Zeynep hanim
inner beauty Nisan 24, 2007
Posted by ayhan ozturk in hayata dair.8 comments

Güzelliği yüzünde taşıyanlar için güzellik her an yitirilebilecek bir değerdir. Oysa güzelliği içinde taşıyanlar için yitirme korkusu yoktur. Belki de güzellik her an artan bir değer olacaktır.
Güzellik yaşanarak çoğalır, aynaya bakarak değil.
Ali Göçer
Aşk duası Nisan 23, 2007
Posted by ayhan ozturk in din, hayata dair.11 comments
Rabbim..
Bir insan koy kalbime!
Ama o insan Senin de sevdiğin olsun.
Ve bana öyle bir insan sevdir ki,
O insanin kalbi Seninle yanan bir mabed olsun.
Beni öyle bir insanla buluştur ki
Benden önce,
Onunla buluşmuş olan Sen olasın.
Onunla el ele tutuştuğumuzda,
İkimizin elinin üzerinde Sen olasın…
Bana öyle gözler göster ki;
Ben o gözlerden Sana bakayım.
Bana öyle bir sevgili ver ki
O gözler,Cennete açılan iki pencere olsun.
Onunla öyle bir yolda yürüyelim ki;
Kılavuzumuz Sen olasın
Ey Rabbim..
Öyle bir sevgili verki bana,
Ona sarıldığımda kainat bize baksın.
Birbirine sarılsın.
Sevgimiz kurtla kuzuları barıştırsın
Bize bakıp şeytan Adem’e secde etsin.
Günah sevap uğruna kendini feda etsin.
Ölüler birer birer uyansın sevgimizle…
Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
Sevgimizde,Muhammed(S.A.V) sevilsin.
Öyle sevelimki birbirimizi.
Hz. Hatice göklerden bize seslensin,
Ve desin ki;
“Bak Ya Muhammed bak şu sevgililere onlar bizde… bizde onlardayız.
Bak Aşkımız birkez daha yaşanıyor yer yüzünde..
Allah Aşkımızı öyle çok seviyorki binlerce insana yaşatıyor..”
edeb Nisan 18, 2007
Posted by ayhan ozturk in hayata dair.8 comments
Osmanlı’da sadaka taşları varmış, ihtiyacı olan sadaka taşının üzerindeki keseden, yabancı elçilerin de şaşkın şehadetleriyle, sadece ihtiyacı kadarını alırmış. Aynı şey yolların üzerinde vakıflar tarafından kurulan konaklarda da uygulanır, yolcu eğer ihtiyacı varsa yatağının başucundaki keseden alabilirmiş. Binitine ücretsiz bakılır, ücretsiz üç gün yemek verilirmiş.
Eskiden “Kapıyı kapat!” denilmezmiş. Allah (c.c.) kimsenin kapısını kapatmasın diye düşünülürmüş. “Kapıyı ört, ya da sırla” denilirmiş. Kapının kapanmadan yavaşça örtülmesi edebdenmiş.
“Lambayı söndür” demezlermiş. Allah (c.c.) kimsenin ışığını söndürmesin, “Lambayı dinlerdir” derlermiş. Lamba yakılmaz, uyandırılırmış. Uyuyan birisi uyandırılmak için sarsılmaz veya adı ile çağırilmazmış. “Agah ol erenler” derlermiş. Nezaket, incelik, edeb her işin başı imiş de ondan… Ona eren uyanık olurmuş. İnsanların sözü kesilmez, işaret ve işmar edilmez, fısıltılar, gizli konuşmalar hoş karşılanmazmış.
Hanımlar “Efendi” derlermiş beylerine, “siz” derlermiş. Hanımefendiliklerini gösterirlermiş. Gezerken yere yumuşak basılır, ses çıkarmamaya çalışılırmış. Yerdeki haşerata basmamaya özen gösterdiği için, adı “Karınca basmaz Efendiye” çıkan insanlar varmış.
Kapıdan çıkarken arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edebmiş.Kapı eşiğindeki ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilirmiş. “Git bir daha gelme!” der gibi değil de, “gitsen de ayağının yönü buraya dönük olsun” der gibi dizilirmiş.
Canlı cansız her şeyin bir hatırı varmış. Bediüzzaman, kendisine arkadaşlık eden, vefa gösteren eski elbisesinden bir parçayı koparıp alırmış. Yumurtayı ucundan, çok az kırar, fazla kırmayı tahrip olarak düşünür, tahribin hiçbir türünü sevmezmiş.
Eskiler hayatı o kadar nurani, o kadar temiz, o kadar manâlı yaşarmış.
“Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler, Ölçülü uzaklıkta yakın beraberlikler.” diye tarif eder Üstad N. Fazıl bu hali…

Eskiler “Edeb Ya Hu!” derler, Onu görüyor gibi yaşamaya çalışırlarmış. O varken başkasına bakmaz, Onu unutmuş gibi hallere girmezlermiş. Ezel ve Ebed Sultanı’nın huzurunda nasıl hareket edilmesi gerekiyorsa öyle hareket etmek isterlermiş. “Bizi takip eden, her halimizi perdesiz, engelsiz gören, şu anda bizim durumumuza bakan Allah var!” der gibi, o mânâyı hatırlatmak İçin her yere “Edeb Ya Hu!” yazarlarmış. “Allah’ın huzurunda edeb” demekmiş bu… insan nerede olursa olsun Allah’ın huzurunda değil midir?
Eziyet ! Nisan 14, 2007
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.10 comments
Vaslım dileyen cevrimi çeksin der imiş yâr
Bu va’desi gûyâ ki değil cevrine dâhil

Sevgili, “Vuslatımı dileyen eziyetime katlanır!” diyormuş
Sanki bu vaadi eziyet değilmiş gibi!,(Oysa bu söz de bir zulümdür.Âşıka vuslattan söz ediyor. Buna dayanılır mı hiç!…)
sevdim seni Nisan 11, 2007
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.11 comments
Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni
Bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddârındadır
Rişte-i cem’iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır
Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır
Bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni
Ey hilâl-ebrû dilin meyli sanadır doğrusu
Sûy-i mihrâba nigâhım kec-edâdır doğrusu
Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu
Yâ savâb olmuş veya olmuş hatâ sevdim seni
Bî-gubârım hasret-i hattınla hâk olsam yine
Sıhhatim rûh-i lebindendir helâk olsam yine
Tîğ-i gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine
Hâsılı beyhûde cevr etme bana sevdim seni
Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûn’a salâ
Yüz çevirmem olsa dünya bir yana ben bir yana
Şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana
Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni
aciklamasi
Yüzbin cefâ etsen vazgeçmem, bir kere sevdim seni. Kazâ ve kader kalemi alnıma böyle yazmış; seni sevdim bir kere. Dokuz gök döndükçe bu sözden dönmezem: Sevdim seni; yer gök, aşkıma şahit olsun.
Gönlümün bağı, bağlantısı, gaddar kaşındadır; topluluğunun bağı zalim siyah saçlarındadır. Hastayım , sıhhate kavuşma, ümidim hasta gözlerindedir. Devâsız bir derde düştüm: seni sevdim .
Ey hilâl kaşlı, doğrusu bu: Gönlün meyli sana; mihrâba bakışım bile eğrice bir tarzda . “Râ” harfine benzeyen kaşından dönsem bile bu dönüşün riyâdır ancak. Ya doğru olmuş, ya eğri olmuş; doğru bir iş etmişim, yahut yanılmışım; ne olmuşsa olmuş; seni sevdim ben.
Kaşının, gözünün, saçının hasretiyle toprak olsam bile tozum yok.Sıhhatim, helâk olsam bile, gene de dudağının ruhuyladır. Paramparça olsam da bakışının kılıcından ayrılmam yine sevdim seni; cevretme, cefa etme.
Deli-divane Galib’im; Ferhad’a Mecnun’a salâ. Dünya bir yana gitse ben bir yana gitsem gene de senden, aşkından yüz çevirmem. Senin mumuna pervaneyim pervane gerek bana. Yabancı anlasın, bildik bilsin ben seni sevdim.
Şeyh Galib – Şarkı
uzaklar ve çünkü Nisan 7, 2007
Posted by ayhan ozturk in edebiyat.8 comments
“sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım” ın çok ötesinde benim hikayem.. çünkü sen bu satırları okumadan önce de ben çok uzaklardaydım…
çünkü den sonraları karıştırıyor hep ufacık dünyamı. senin beni okuyup okumama ihtimalin bir yana, varlığımdan haberdar mısın onu bile bilmiyorum..sen kim misin? bir sevgili? hayır. nesin peki? ılık meltemlerin estiği güzel yüzlü bir günsün.
parmaklarımın ucundan kayıp giden ufacık bir kelebek gibisin, narin ve nadide.
ey zaman!beni içine hapsedip gitme…
sokak lambaları yandı, yollarda soluk bir sessizlik geziyor. sağa sapıyorum yol sana geliyor, sola sapıyorum yol yine sende bitiyor… sonra anlıyorumki yollarımın bütünü zaten senden oluşuyor…
Merve Cankurt


